e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Ayrımcı Nefret Cezasız Kalmasın

İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir sözünü hiç benimseyemedim. Zira merak etmek soru sormayı beraberinde getirir. Soru sormak ise bilimin en önemli unsurlarından biridir. Gerçi son dönemlerde soru sorma özgürlüğümüzü yitirdiğimizi düşünüyorum. Fakat insanoğlu tarih boyunca hep merak etmiş, soru sormuş ve cevap aramak için çaba sarf etmiştir. Bu gelenek umudumu taze tutuyor.

Neden, niçin, nasıl ve sonuç gibi sorular her alanda sorulmuştur. Keşfetmek, aydınlatmak, açıklamak her zaman insana heyecan vermiştir. Doğru sorular doğru cevapları beraberinde getirir ama yanlış sorular vahim hatalara sebep olur.

Türkiye’de bilginin kaynağı bilim ol(a)mamıştır. Okuma alışkanlığımız olmadığı gibi genelde kulaktan edinilen ikinci el bilgilerle fikir sahibi oluruz. Örneğin çoğu insan mehter takımının iki ileri adım ve bir geri adım attığını sanır. Bir başka örnek de: “Gel ne olursan ol gel” dizelerinin de Mevlânâ’ya ait olduğunu düşünülür, halbuki değildir.

Soru sormak, bilgi edinmek, okumak ve araştırmak gibi yabancısı olduğumuz kavramlar hayatın her alanına sirayet edeceğine göre engelli bireyler hakkında bilinen, edinilen bilginin de fevkalâde yüzeysel olduğu izahtan varestedir. Kabahatli arayacaksak –ki bu öyle bir-iki sayfada açıklanabilecek gibi değildir fakat en büyük etkenin eğitim ve oluşan kültürümüzü etkileyen unsurlar olarak özetleyebilirim.

Toplumumuzda fikir sahibi çok ama bilen var mı ki? Öğrenmeden fikir sahibi olmak bana sorarsanız biraz cahil cesareti ile açıklanabilir. Son günlerin örnek cahillik tezahürü İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e gönderilen bir twitter mesajında gördük. Aslında bunu sadece cehaletle izâh etmek oldukça hafif kalır zira mesele “kindar gençlikle” de açıklanabilir. Melik Birgin adındaki AKP’nin Malatya teşkilatı üyesi Şafak Pavey’e: “Allah bir bacağını almış, hâlâ küfürden uyanmazsın. Nedir bu inatçılık!” şeklinde nefret ve ayrımcılık içeren bir mesaj göndermiş. İslâm inancına göre dünyanın en şerefli mahlûkatı olan insanoğlundan beklenmesi gereken bir davranış?! İnsanlıktan henüz nasibini alamamış bu cahil çocuk bu nefret dolu sözcükleri acaba kendisi düşünerek mi yazdı yoksa abla ya da ağabeylerinin tavsiyesine mi uydu veyahut şimdiye kadar edindiği bilgilerin dışa vurumu olarak mı ortaya çıktı bilinmez. Mesela, dini bütün bu çocuğa sorsanız Abese* nedir diye, abdestim var diye yanıt verir…

Hayır, hocalık yapmak değil derdim ama nerden bakarsanız bakalım elimizde kalıyor meselesini anlatmamız lazım bütün halka. Hangi açıdan bakarsak bakalım, ister dinen ister medeni hukuk isterseniz insan hakları açısından bakalım netice değişmeyecektir.

Meâlen tekrar edelim mi ne denildiğini?

Sen küfür içindeydin, yani Allah’ı inkar edenlerdin ama Allah senin bir bacağını alarak ceza verdi -ki aklın başına gelsin diye ama sen halen Allah’ı inkar etmeye inat ediyorsun. Bu sözleri açıklamak çok su kaldırır ama özetle; edebi terk eylemiş bu çocuk; yeti yitimini Allah’ın bir cezası olarak görmektedir. Elbette sormak lazım değil mi Japonya’da 7 ya da 8 şiddetinde deprem oluyor 3-5 kişi hayatını kaybediyor da Türkiye’de 6 şiddetindeki bir depremde nasıl oluyor da binlerce insan ölüyor veya sakat kalıyor diye? Allah Japonları daha mı çok seviyor (!?) ya da kayırıyor (!?).

Kanaatim şu dur ki; kimse O’na telkinde bulunmamıştır, böylesine nefret dolu bir mesajı göndermesi için. Bilakis, içinden gelenleri söylemiştir zira engelli bireylerin yeti yitimlerinin sebepleri İlâhi ceza olarak bilinmektedir yıllar yılı. (Bkz: Sakatlık Çalışmaları: Sosyal Bilimlerden Bakmak, Dikmen Bezmez, Sibel Yardımcı, Yıldırım Şentürk, İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları, 2011)

Epilepsi nöbeti geçirenlerin “cinlere karışması” gibi.

Tekerlekli sandalye kullanan (kimileri buna mahkûm diyor ve çok ahmakça olduğunu bilmiyor) bireylere “Allah belâsını vermiş” gibi.

Gözleri görmeyenlere; “Allah kimilerinin bu dünyayı görmesini istemiyor” denilmesi gibi.

Anne ve babasının sözde günahı olan işitme ya da zihinsel engelli bireyler gibi. Hepsi takdir-i İlâhi…

Bu nefret dolu davranışlarla her engelli birey mutlaka karşılaşmıştır eğer toplumdan izole bir hayat yaşamamışsa. Çünkü yıllardır okumuyor, öğrenmiyor ve bilimsel düşünceden her geçen gün uzaklaşıyoruz.

Şimdi nefrete nefret ile cevap vermek değildir mevzu ya da nefreti hoş görüyle karşılamak da değildir. Engelli bireyler ile sivil toplum kuruluşları bir kampanya başlattı “Ayrımcı Nefret Cezasız Kalmasın” diye. Bu çağrıya cevap vermek belki de başlangıç için yapılabilecek en iyi hamlelerden biridir. Yine yapılabilecek güzel girişimlerden birisi de; birçok sivil toplum kuruluşunun ortak iradesiyle T.B.M.M.’ye verilen Nefret Suçları Yasa Tasarısı’nı desteklemek ve toplumsal baskı mekanizmalarını kullanmak olarak açıklanabilir.

Adını vermek istemediğim bazı televizyon kanallarının diziye benzer programları hiç dikkatinizi çekti mi? Adları genellikle bir gizemlilik içerir: “Karaciğer Gözü”, “89. Boyut”, “23. His”** vb. Bu dizilerde kötü bir insan başroldedir. Ölesiye içki içer, kumar oynar, karısı ve çocukları döver, her türlü çirkefliği yapar. Karısı genellikle mazbut, umutlu ve dayağı içselleştirmiştir.

Kadının rüyasına aksakallı bir amca gelir ve der ki:

Kızım sabret…!

Aradan zaman geçer ve o kötü adam bir kaza geçirerek felç olur. Seyirci ekran karşısında moral kazanır: “Oh oldu sana”, “Allah’ın sopası yok”, “Gördün mü gününü” diye.

Kötü adam birden bire hidayete erer ve erenlerden oluverir. Filmin sonunda eskiden kötü ama şimdi melek gibi olan adamın yürüyerek evden ayrıldığını görürüz…

Melik Birgin’in neden böyle davrandığını ve Melik Birgin’lerden daha ne kadar olabileceğini lütfen bir kez daha düşünün. Melik Birgin’ler bu topraklarda ve nefretle doğup büyüdü ve kültür kazandı. “7.4 yetmedi mi” sözünü düşünün lütfen. Edinilen bilgilerin kaynağını bir kez daha analiz edin lütfen. Okuyarak edinilen bir bilgi olmadığını, bilimden beslenmediğini göreceksiniz.

Ya da ve Belki de O, siyasi ağababasının buyruğuna uyuyordur “kindar bir gençlik” ortaya koyarak.

Hakan Özgül

23.12.2012

*Abese, Kur’ân-ı Kerim’de geçen bir sûrenin ismidir. Görme yeteneğini kaybetmiş birisine Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yüz çevirmesini eleştirir.

** Bu programların adları reklâmlarının yapılmaması ve biraz mizahi yönüne değinmek için kasten değiştirilerek yazılmıştır.

Yazar admin