e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Bilim Üreten Fakülteler

Kısa bir süre önce İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nin (halk arasında Çapa diye bilinen) Nöromüsküler Ana Bilim Dalı’nda çalışan ve benim doktorum olan Prof. Dr. Feza Deymeer’den bir e-posta aldım. Özetle hastalığım hakkında bir araştırma yaptıklarını ve bu araştırmaya katılıp katılamayacağım soruluyordu. Araştırmanın başındaki isim pek tabii fevkalâde güvenilir bir isim. Araştırmada klinik muayeneden geçecek ve bir MR çekimi yapılacaktı. En fazla iki ya da üç saat sürer diye tahmin ettim, gitmeden önce. Yaklaşık yedi saat sürdü ve insan beklerken ister istemez etrafını biraz daha iyi izliyor.

Nöroloji binasına ulaşmadan hemen önce psikiyatri binası önünden geçiyorum. Önündeki rampa yıllardır aynı. Eğimini tahmin etmek zor ama sanıyorum ki leopar tanklarına göre yapılmış. Saat 09.00 sularında Nöroloji binasına ulaşıyorum. Girişte bir güvenlik görevlisi, bekleme salonunda bir büyük ekran televizyon ve bekleyen insanlar… Yabancısı olmadığım bu binanın koridorlarından geçiyorum. Asansörler yıllar öncesi gibi, hiç değişmemiş. Asansör kapıları elle açılıyor. Kapıyı açmak için önemli bir güç sarf etmek lazım ve kas hastası iseniz asansörün kapısını kapatmak için birinin oradan geçmesini beklemeniz gerekir. İkinci kata ulaşıyorum ve genç bir sekreterle konuşuyorum. Birazdan aradığım kişi ile görüştürüleceğim söyleniyor ve kısa bir süre sonra yine genç bir uzman doktor gün içinde neler yapılacağından bahsediyor. Elimde bir reçete kâğıdı ile radyolojiye ilerliyorum. Aradığım doçent henüz yerinde yok. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Tahminler havada uçuşuyor: “Birazdan gelir, valla hiç belli olmaz, öğlen olmadan gelir, dün gelmedi bugün de belki gelmez.” Yaklaşık dört saat sonra tanışma şerefine kavuşuyorum. Gerginim ama çaktırmıyorum. Binada bir alafranga tuvalet arıyorum. Aynı katta gizlenmiş bir tane buluyorum. El sabunu sanki halı şampuanı gibi ve üzerinde etiketi yok. Koridorlardan geçerken ilginç ilanlar gözüme çarpıyor:

Girmek yasak
Galoş giymeden girmek yasak
Girilmez
Radyoloji hastaları hariç girmek yasak
Danışma değildir
Soru sormak yasak
Radyasyon tehlikesi

Bütün yasakçılar sanki bir araya toplanmış. Ama bir tanesi vardı ki gülmekten karnıma ağrılar girdi. Bildiğin koliden kesilmiş bir karton üzerine tükenmez kalemle yazılmış ilanı kapının cam kısmına yapıştırmışlar:

“Her türlü sorunuz ve yorumunuz için saat 11.30–12.00 arası ve 15.30–16.00 arasında müracaat etmeniz rica olunur. Bu saatler dışında lütfen kapıyı zorlamayın ve rahatsız etmeyin.”

İlanın altına bir hasta ya da yakını şöyle yazmış:

“O saatler içinde de geldik rahatsız da ettik gene bir şey olmadı…”

İlanın yapışık olduğu odayla beraber yan yana dört oda daha var. Sistem şöyle çalışıyor; elinde anahtarı olan bir kişi kapıyı açıyor, kapıyı arkadan kilitliyor. Kapıyı çalanlara evde yokuz muamelesi yapıyorlar. Belli ki hiç seslerini çıkarmıyorlar. Çıkarken gene odanın kapısını kilitliyor ve gidiyor. Kapıların üzerinde odaların isimleri yazıyor ama kimisi kâğıt peçeten kimisi ise ajanda sayfasından… Merak edip baktım acaba ajandanın hangi sayfası diye; 1 Ocak, Salı…

Kâğıt toplama kutuları hemen hemen her yerde var artık ama hiç kanlısını görmemiştim. Kâğıttan çok tıbbi atık kutusu gibiydi içi.

Bazı endüstriyel tasarımlar çok ilgimi çekti. Mesela biri şöyleydi: Tavanlar taş yünü ve asma. Sanıyorum bir yerden su kaçağı var. Çözüm ise gayet basit. Bir çöp poşeti alınır, uçlarına ip bağlanır, dört bir taraftan tavana tutturulur (ortası çukurlaşmış, hamak gibi) suyun damladığı yer merkeze çekilir, damlayan suyun aşağıya aktarılması için ortası delinir ve deliğin hemen altına bir çöp kovası konur. Böylelikle elde edilecek su geri dönüşüme kazandırılır. (?!)

Beklediğim doçent benim için telefonla görüşüyor. Beni ve yapılacakları tarif ediyor telefonun öbür ucundaki zata. Elinde bir istek kâğıdı ile şöyle diyor: “Şu an eksi birinci kattasınız, eksi üçüncü kata inin ve filanca beyi bulun, kendisinin haberi var.” Hemen soluğu eksi üçüncü katta alıyorum. Asansörün kapısı açılıyor ve tabelalara bakıyorum. Sol taraf morg, sağ taraf MR. İzbe bir yer. Tavanlar ha çöktü ha çökecek. Yerler kırılmış ve sonradan üzerine uyduruk bir beton atılmış. İçeriye girip aradığım kişiyi soruyorum. Yanlış gelmişim, aradığım kişi burada değilmiş eksi birinci katta çalışıyormuş. Beni gönderen doçenti buluyorum; “kusura bakmayın, eksi üç mü dedim, yanlış olmuş, eksi bir olacaktı” diyor. Aman ne güzel. Koridorlarda aslı tabelalara bakıyor, ok işaretleriyle takip ediyorum. Koridorun sonuna kadar gidiyorum bu sefer de ok işaretleri geldiğim istikameti gösteriyor. Bir görevliye soruyorum; “tabelalar eski siz şu tarafa gidin” diyor. Buldum en sonunda. Görevli teknisyen bekleyin lütfen bir saat sonra alacağız diyor. Dışarı çıkıp kantin arıyorum. Hiçbiri erişilebilir değil. Her yer basamak, turnike, yüksek kaldırım taşlarıyla kaplı.

Adımı söylüyorlar ve sıra bende.

Refakatçin nerde senin? Yürüyebiliyor musun? Nasıl olacak peki? Hayır, içeriye alamam tekerlekli sandalye ile, metalle girmek yasak, makine çeker seni, manyetik alan var, yapıştırır. Sen bekle, ben bir çaresini bulacağım. Çare çok basit… Hasta bakıcılar bu serviste olmadığı için radyolojinin bütün asistanları beni sandalyemden sedyeye kadar taşıyorlar. Canım yanmadı, hayır. Hepsi birbirinden kibar ama çaresiz asistanlar teknisyene uydular. İtirazlar önemsiz… Merak ettiğim sorular cevapsız kaldı: Bilinci açık olmayan ve sedye ile gelen hastaların MR’ı nasıl çekiliyor ya da MR’ın altında bulunan sedye plastikten mi ya da bu kadar güçlü bir manyetik alan var ve içerde bulunan metal çıtalı tavan nasıl oluyor da yerinde duruyor ya da daha önce girdiğim MR odalarında çok mu şanslıydım da beni sandalyemle makineye yapıştırmadı…

Sadece tekerlekli sandalye kullanan bireyler değil, örneğin işitme engelli bireyler ya da görme engelli bireyler bu kaotik durumda nasıl bir çıkış bulacak, bu soruların da cevabını bulamadım.

Araştırmanın diğer safhası için tekrar nörolojideyim. Feza Hoca genç bir doktor ya da adayı ile EMG (yani elektromiyografi, kas ve sinir sistemini inceleyen bir çeşit tetkik) üzerine vaka tartışması yapıyor. Seyrelme var mı, amplitüd düşük, motor iletileri nasıl, ön boynuz olabilir mi…

Feza Hoca klinik muayeneden sonra yapılan araştırma hakkında bilgi veriyor: “Spinal Müsküler Atrofi’de* proksimal** kaslar daha çok etkileniyor distale*** nazaran ama proksimalde hangi kaslar?” İşte araştırmanın temeli bu sorulara yanıt bulmak.

Nöroloji ile radyoloji binaları nispeten, doktorları, sekreterleri, danışmaları ise oldukça farklı buldum. Bu fakülteler nasıl bilim üretebilir? Rektör bu fakültelerin halini bilmez mi? YÖK Başkanı ne iş yapar? İçi boşaltılan üniversiteler nasıl yeniden ayağa kalkabilir? Hastaneler ne zaman düzgün bir sisteme kavuşur? Biliyorum ki bu sorulara niceleri eklenebilir ama mukabele eden bulur muyuz?

Hakan Özgül

28.01.2013

*Spinal Müsküler Atrofi bir çeşit kas hastalığının ismi
** Proksimal kaslar vücudun merkezine yakın olan kas gruplarıdır. Örneğin kollarda dirsek ilâ omuz arasındakiler.
*** Distal kaslar vücudun merkezine uzak olan kas gruplarıdır. Örneğin kollarda dirsek ilâ bilek arasındakiler.

Yazar Hakan Özgül