e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Daha Az İnsan (?!)

Toplum engelli bireyleri “yardıma muhtaç”, “merhamet edilecek kişi” şeklinde tanımlıyor. Yine hangi dilenciye sadaka verirsiniz diye sorulduğunda bir sürü seçenek arasında “engelli bireyler” cevabı çıkıyor. Yanıtlar bağımsız araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlar ne yazık ki. Hiç unutmam katıldığım toplantıların birinde –ki toplantının konusu ayrımcılıktı bir vali muavini “merhamet bizim milli duygularımızdır neden alınganlık gösteriyorsunuz” diye sual etmişti. Çoğu zaman hak temelli bakış açısını anlatmak ve de üstüne üstün kazandırmak kolay olmuyor. Ciddi bir direnç var bu hususta.

Düşünüyorum, biz bu mirası nasıl kazandık ve nasıl tersine çevirmemiz lazım diye. Aslında miras kazanmaya yönelik bilgiler önümüzde duruyor. Birçok çalışma engelli bireylere bakış açısı konusunda çeşitli bilgiler ortaya koyuyor. Tüm dünya “hak temelli yaklaşıma” geçerken biz tıbbi model dediğimiz; engelli bireylerin eksikliklerine odaklanan ve “tedavi edelim bitsin” saplantısından kurtulamadı. Engelli bireylerin hakları için mücadele eden hükümet dışı örgütlenmeler de (sivil toplum kuruluşu) “hak temelli yaklaşıma” geçemedi ve halen geçemiyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu da engelliler hakkında hazırladığı raporda; sivil toplum kuruluşlarının bu yönüne işaret ediyor.

Temel problem kimin ne kadar insan olduğuna karar verilmesiyle başlıyor. Herkes söyler ve bende söylemek istiyorum. Nasıl olsa bin kere de söylesek söz eskimeyecek: “Engelli bireyler yıllardır ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor.” Garip bir hiyerarşi var. Sanki bir insanın herhangi bir yeti yitimine sahip olması o insanı daha az insan yapıyor. Davranışlarımızdan, atasözlerimize kadar durum kabul etmek istemesek de bu. Düşünün lütfen şu sözleri:

Körle yatan şaşı kalkar,

Kör tuttuğunu, topal yakaladığını,

Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur,

Bitli baklanın kör alıcısı olur…

Görme yeteneğini kaybeden ve aile kuran çok sayıda insan var. Lütfen eşlerine sorar mısınız hiç şaşı kalktıklıkları olmuş mu? Düşünüyorum da aksayarak yürüdüğüm günleri. Hiç kimseyi kovaladığımı hatırlamıyorum. Evlilik kurumuyla ilgili sözler de çok garip değil mi?

Hayırlısıyla eli ayağı düzgün biriyle baş-göz edelim…

Bu söz genellikle ebeveynler tarafından sarf ediliyor. Çünkü yeti yitimi olan bir kişiye oğlunu ya da kızını yakıştıramıyor.

Bu düşüncelerimi çoğu zaman aktardığımda birçok kişi bana hak veriyor ve bu muameleleri yapanları ayıplıyor. Sonra ne oluyorsa bir an için tekerlekli sandalye kullanan ya da gözleri görmeyen ya da duyamayan ve konuşamayan ya da başka fiziksel yeti yitimleri olan bireylerle aile kurmayı reddediyorlar. Çünkü onlar daha az insan kendilerine göre.

Dünya engellilik raporu açıklandı yakın zamanda. Raporda: “Aşırı yoksulluk engelli çocukları daha yakından tehdit etmektedir; kaliteli sağlık ve temel eğitim hizmetlerinden yararlanamamaları ciddi bir olasılıktır; ayrımcılık, dışlanma, terk edilme ve istismar da onları bekleyen yakın tehlikeler arasındadır” denildi. Türkiye istatistiklerine baktığınızda bu bilgiler doğrulanmaktadır. Toplumda okuma-yazma bilmeyen nüfus incelendiğinde engelli bireylerde oran üç kat daha artıyor ve kadınlarda bu oran çok ama çok daha fazla. İstihdam içinde benzer rakamlar var. Söyler misiniz bana eğitime ve istihdama katamadığınız engelli bireylerin suçu neydi? Daha az insan olmaları mı? Birlikte yaşamayı öğrenemez miyiz?

Hakan Özgül

09.12.2012

Yazar Hakan Özgül