e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Herkesin her konuda bir fikri var

Tüm siyasi partilerin halka anlattıkları ve verdikleri sözlere bakacak olursak; özetle insanların her hak bakımından daha rahat yaşatacaklarını vaad etmektedir. Her hak alanını düşününce, herkesin her alana ilişkin söyleyeceklerinin de sınırlı olduğunu izah etmeye, bilmem ki gerek var mıdır? Fakat siyasetçilerin sınırlı olduğunu söyleyemeyiz, zira onların her konuda mutlaka söyleyecekleri sözleri vardır.

Ekonomi sor, sanırsın ki üniversitenin iktisat ana bilim dalı başkanı (!?); din-ayet sor, dersin ki alleme (!?); fizik soru sor, karşındakini Stephen Hawking (!?) zannedersin; spor hakkında sor, hemen ilk 11’i saysın (malum, spor denilinde akla sadece futbol gelir, gelmelidir), insan haklarını sor zamanında Nobel almış gibidir. Velhasıl her konuda ve alanda ayaklı kütüphane gibidirler.

Galiba bütün mesele mikrofonla ilgili. Mikrofonun insan üzerine oluşturacağı davranışlar üzerine mutlaka bir araştırma yapılmalıdır. Mikrofonu kapan ya da alan kişiler bildiği ya da bilmediği her konuda mülakat vermeye, karşısında gördüğü ve kopmaya hazır kitleleri coşturmaya o kadar odaklanır ki, sözlerinin nereye gideceğini bilmezler. Kontrolsüz söylenen ifadeler, galeyana gelmek, dil sürçmeleri herkesin başına gelebilecek hususlardır, farkındayım. Fakat ilk fırsatta düzeltmek, yanlış anlaşılmaları bertaraf etmek gerekir. Eğer bu fırsatı da elinizin tersiyle itiyorsanız o zaman bir kast aramak herhalde yadırganmayacak bir husustur. Hiç olmazsa konuşma yapamadan önce, konuşacağınız konu hakkında bir-iki sayfa çeviriverin. Malumunuz camdan ve candan konuşmalar da bile bu farkı görebiliyoruz.

Acaba her konuda görüş bildirmenin ve bu aşırı özgüvenin kaynağı nedir? Hiç şüphesiz çok sayıda sebep sayılabilir. Fakat bu sebeplerden biri de kitap tüketimi ile ilgili olabilir mi? Örneğin Türkiye gibi kitap okuyanların sayıca fazla (!?), kitap tüketiminin üst seviyede olduğu (!?) ülkelerde az evvel yukarıda bahsettiğim aşırı özgüvenin yol açacağı olumsuzluklar hiç yaşanmaz. Kitap tüketimi, elbette bir kişinin eylem ve davranışlarının tamamını değiştirmeye muktedir değildir. Zira şu aşağıdaki dizeler de boşa söylenmemiştir:

Mey biter saki kalır,
Her renk solar haki kalır,
İlim insanın cehlini alsa da,
Hamurunda varsa eşeklik; baki kalır.

Yeri gelmişken hepimizin bildiğini düşündüğüm birkaç bilgiyi paylaşmak isterim:

1- Japonya’da (hani şu olimpiyatlardaki rakibimizdi) 1 kişiye yılda 25 kitap düşmektedir,

2- Türkiye’de ise 25 kişiye yılda 1 kitap düşmektedir,

3- Dünyada bir yılda ders kitapları hariç basılan kitap sayısı:

A.B.D : 72.000
Almanya : 65.000
İngiltere :48.000
Fransa :39.000
Brezilya :13.000
Türkiye :6.031

Tabi ki söylemeye çalıştığım, herkes işi-gücü bıraksın ve deve yüküyle kitap okusun değil. Kaldı ki kitapları deve yüküyle fakat deve gibi okuyanlar da mevzu bahistir. Fakat eğer gerçekten bir bilgi ve birikimin yoksa hiç olmazsa susarak sessiz kalsan daha iyi olmaz mı?

Konumuzla pek ilgisi yok ama yeri gelmişken ifade edeyim:

Geçtiğimiz hafta, bir açılış töreninde Tekirdağ Milletvekili Ziyaeddin Akbulut, engelli bireyler için: “biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk” dedi. Yine aynı konuşmasında: “Bazıları “eskiden evimizdeki engelli, yatalaklar bir an önce ölse de kurtulsak diye Allah’a yalvarırdık” diyordu. Şimdi “aman ölmesin, evimizin bereketi bu. Ben onun yüzünden devletten 450-500 lira bakım ücreti alıyorum, aman ona bir şey olmasın diye bakıyoruz” diyorlar. İşte zihniyet değişikliği bu” dedi.

Ziyaeddin Akbulut hazretlerine söyleyeceğim ve önereceğim bir husus var: Ya camdan konuşsun ya sussun ya konuşacağı konu hakkında birkaç sayfa çevirsin ya Sibel Üresin’den danışmanlık hizmeti alsın ya da sesi güzelse şarkı söylesin.

Hakan Özgül
22.09.2013

Yazar Hakan Özgül