e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

İnsan haklarına nereden bakacağız?

Hemen ortaya koyalım ki bu konu öyle bir-iki sayfa neşriyatla anlatılabilecek ya da anlaşılabilecek bir husus değildir. Lâkin konunun küçük de olsa bir kısmını işlemek, konuşmak ve tartışmak gerekmektedir diye düşünüyorum.

Beraber yaşamayı öğrenebilir miyiz sorusu çok soruluyor. Meselenin sorgulanıyor olmasını bir ilerleme olarak görebiliriz. Asıl sorun, sorgulanamaması ya da başka bir deyişle soru sorulamamasıdır. Her kavram, her kişi, her kuram hakkında sorular sorulabilmelidir. Bilimin bana sorarsanız en önemli avantajı ya da cazibesi; tez, hipotez, kuramları tartışmaya ya da kendini eleştiriye açmasıdır.

Son günlerde yaşanan olaylara (Gezi Parkı) bakıldığında kimin sorgulanamadığını ya da kim/kimler hakkında soru sorulamadığı ortaya koydu. Her ne kadar tabloyu endişe verici olarak ortaya koyanlar varsa da, çeşitli grupların birbirleriyle ortaya koyduğu mücadele ve birliktelik de umut vermiyor değil. Herkes insan hakları konusunda tartışmaya başladı. Neyin hak neyin olmadığını sormaya başladılar. Bu sorulara bir-kaç tane ekleme yapmayı düşündüm.

Tüm insan hakları örgütleri Türkiye ya da başka bir ülkeyi konu edindiklerinde iyi uygulamaları andıktan sonra daha fazla çaba sarf edilmesi gerekenler hakkında bilgiler aktarır. Oldukça diplomatik bir dille kaleme alınan raporlamaların gayesi, kavga etmek, yok etmek ve nasıl da eleştirdim demek değildir. Özellikle hükümete karşı yapılan eleştirilerin gayesi; insan haklarına saygının güçlendirmesine yardım etmektir. Temel mesele, insan hakları bakış açısını kazanmak ya da kazandırmaktır. Kabul görmüş tüm uluslararası belgeler; kadın, çocuk, yaşlı, etnik köken, inanç, engellilik, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, renk, dil ve ırk gibi özellikler gözetilerek ayrımcılık yapılamayacağını vurgular. Şimdi lütfen düşünün ki; “Türkiye’de yukarıdaki ya da başka özelliklerden dolayı ayrımcılık yapılmıyor” diyebilir misiniz? Yanılıyorsunuz, diyen çıktı. Bir bakan: “Irkçılık bizim genetiğimizde yok” dedi yakın zamanda. Yani ırkçılığı red ederken bile ırkçılık yaptı. Bir başbakan da “Onların genlerinde ayrımcılık var” dedi.

İnsan hakları sizin istediğiniz yerden bakabileceğiniz bir kavram değildir. Örneğin; başörtülü öğrencilerin eğitim hayatına katılması gerektiğini savunanlar, LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel ve trans) bireylerin yaşam alanlarındaki kısıtlamaları ve ayrımcılığı ya da nefret suçlarını neden dile getirmiyor? Metroda genel ahlak kurallarını (!?) işleteceğim diyen bireyler, neden 13 yaşındaki bir çocuğun tecavüzüne sessiz kalıyor? Daha birkaç gün önce Bingöl’de 16 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz edilmesi meselesine ne diyeceksiniz? Kız evlatları olan babalara sesleniyorum: Kendinizi o çocukların babası olarak düşünün demiyorum (ki bunu düşünmek bile insan istemez) ama o çocuklar bizim de çocuklarımız değil mi? Neden biyolojik bir bağ arıyorsunuz?

İnsan hakları konusunda Türkiye’nin karnesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bakarak yanıtlayabiliriz. Rusya ile Türkiye AİHM’de yarışıyor. En çok başvuru bu iki ülkeden geliyor. En çok mahkûmiyet kararı ise Türkiye’ye çıkıyor. Savunma hakkının kısıtlanması, masumiyet karinesinin ihlali, uzun tutukluluk süreleri ve etkin soruşturma hakkının ihlali son geçtiğimiz yılın ilk sırasına geçen hak ihlallerinden bazılarıdır. Son Anayasa referandumu ile iç hukukun tüketilmesi için yüksek yargıdan (Danıştay ve Yargıtay) sonra şimdi bir de Anayasa Mahkemesi’ne gitmeniz gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda AİHM’e başvuru ya da mahkûmiyet rakamları düşerse, bu insan hakları konusunda ilerlediğimizin bir göstergesi olarak adlandırılamayacağını söylememiz gerekir.

İnsan hakları sadece belirli bir inanç grubunun, belirli bir mezhebine bağlı kişilerin haklarını savunmaz. Ermenilerin, Romanların, Lazların, Kürtlerin, Yahudilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Deistlerin, LGBT Bireylerin ve Engelli Bireylerin hakkını savunmuyorsan, insan haklarını savunduğunu söyleme lütfen.

İnsan hakları konusunda nerede olduğumuzu öğrenmek isterseniz insan hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (örneğin Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Uluslararası Af Örgütü vb.) raporlarına göz atınız. Göreceksiniz ki, engelli bireylerin durumu, kadına karşı işlenen suçlar, çocuk istismarları, din ve vicdan özgürlüğü, etnik köken ve ırk temelinde yapılan ihlaller çok da parlak bir durumda olmadığımızı ortaya koymaktadır.

Hakan Özgül
23.06.2013

Not: Gezi Olayları’nda ölen yurttaşlara rahmet, yakınlarına baş sağlı ve yaralılara ise acil şifalar diliyorum. 90’lılara: Selam olsun sizlere…

Yazar Hakan Özgül