e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

İstikrarlı Koşuşturmamız

Günün asgari sekiz, azami onbeş saatini çalışarak geçirmek ve sonunda bir tas sıcak çorba içmek. Halbuki insanoğlu, vaktini bu denli çalışarak harcayacak kadar zengin bir varlık değil. Zira ömrümüz bin yıl sürmeyecek.
Müşterilerle konuşup satış kotalarını tutturmak, genel müdürün (şimdilerde ceo var) hedeflerine ulaşmak, liderlik, kazanma, istikrar, kurumsal itibar, kalite ödülleri, standardizasyon, optimizasyon gibi kelimelerle süslenip caka satmak… Neyin yerine peki? Bir tas sıcak çorba için. He bir de ego için. Ne kaçırdığımızı düşündüm de: Mesela Boğaz’ın erguvanlarını, nar ve kayısı çiçeklerini, doğanın kar kaplı örtüsünü üzerinden atmasını, şehir hatları vapurunda bir bardak sıcak içeceği, sabah sıcak simidi, o insanın içine sinen çimen kokusunu ve daha nicelerini. Yazarım, daha da yazarım neler kaçırdığımızı da, aslında senin neler kaçırdığını sana bırakmamak ve bunun hayalini kurdurmamak haksızlık olur.

Domates bugün mü kızaracak yarın mı, sivri biberler oldu mu, sarı kızın bu sene buzağı olacak mı, toprak bu yıl kaç koçan mısır verecek?

Kanunumun tellerini özledim, piyanonun gomalak cilalı gövdesini ve başında yapılan sohbetleri. Mesela annemin köyünü özledim. Hani şu vadinin ortasından geçen akarsuyu olan, kenarları yemyeşil, suyu buz gibi olan. Dalında böğürtleni, ısırgan otunu, ıslak toprak kokusunu.

Sistemden hoşlanmıyorum. İçimde bir anarşi var, evet. Mal ve para üzerine kurulan sistemin çarkına çomak sokasım da geliyor. Cilalı insan kaynakları eğitimlerinin de tüküreyim orta yerine. Her an tetikte yaşamak ne zormuş. Yayılmak ve ihtiyacım kadar buğday yetiştirmek istiyorum. Akşamın serinliğinde bir Türk ya da dünya klasiğini okumak, okurken hicaz makamında karar sesi arayan tamburu duymak istiyorum. Sabah ezanı ile uyanmak, kuşların güne merhaba demelerine şahitlik etmek istiyorum.

Ez cümle bir kamyon laf ettim ve bu kadar lafı köşeye sıkıştırılmışlığımdan yazıyorum. İçine tüküreyim istikrarlı koşuşturmamıza…

Yazar Hakan Özgül