e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Kölelik kalktı mı?

Belki bazılarınız bir televizyon ekranında ya da gazete sayfasında rastladınız Ayşe’ye. Ayşe hayatı çalınan, umutları yok edilmek istenen, yaşadıklarıyla çığlık atan fakat o çığlığını çoğu zaman duyuramayan bir kadın. Hayatına giren Ali Rıza’yı, Ökkeş’i sizler tanımadınız. Zira bizler o sıralarda sıcak evlerimizde, ailelerimizle mutlu bir yaşam sürdürmeye çalışıyor, Ayşe ise düştüğü bataklıktan kurtulmaya. Ayşe’yi anlatmak bu kadar kısa bir yazıda mümkün değil ama birkaç cümle ile belki bunu deneyebilirim.

9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğramış, aile içi şiddete maruz kalmış, bebeğini kaybetmiş, 26 yaşında nişanlısı tarafından geneleve satılmış, satıldığı genelevlerden firar etmiş ama her defasında geri getirilmiş, merdiven arası tabir edilen yerlerde defalarca kürtaj olmuş, dövülmüş, küfredilmiş, yok sayılmış ve insanlık onuru çiğnenmek istenmiş bir kadın, Ayşe. Nihayetinde ve yıllar sonra genelevden kurtulmuş, “Islah-ı Nefis” kararı aldırtarak vesikasını devlete sildirmiş (ki o kaydı sildirmek bile bir işkenceye dönüşüyor), 2007 Genel Seçimleri’nde İstanbul 2. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olmuş ve hayatını kadınların onurları için mücadeleye adamış bir kadın, Ayşe. O’nu ve yaşadıklarını daha yakından tanımak isterseniz –ki bu bile cesaret işidir, “Hayatsız Kadın Ayşe” adlı kitabı okumanızı öneririm. Söz konusu kitap “insanlığın ilkelliğini tescil ediyor.” Descartes diyor ki: “Homo sapiens sapiens, “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demektir.” İnsanın günümüzdeki karşılığını Descartes görseydi belki de şöyle düzeltecekti kendini: “Düşünenebilme yeteneğiyle kendini yok eden bir türdür insan”. Ayşe bakın neler anlatıyor:

Sıradan bir günde 20–25 erkek

“Başkaydı genelevde yaşam… Gün erken başlıyor, geç bitiyordu. Sabah erken kalkılıyor, yıkanılıyordu önce. Sonra gün içinde ayaküstü yapılan yemekten çok aperatif tarzı öğle yemeğinin yerini de tutacak kahvaltıya oturuluyordu satılanlar. Günün en güzel anı, genelevin koşullarını gözönüne alındığında kahvaltının üzerine içilen bir fincan kahve ve bu ağır emekçilerin nadiren ettikleri hoş sohbetler oluyordu. İçilen kahvenin ardından saçlara fön çekilir, tırnaklara oje sürülür ve bir erkeğe en güzel, en cazip gelecek makyaj seremonisi saat en geç 11.00’de tamamlanırdı. Salona çıkıldıktan sonraysa akşamın 22.00’sine bazen 23.00’üne kadar çalışılırdı. Ortalama bir hayat kadını sıradan bir gününde 20–25 erkeğe sunulurdu.”

Zeytinyağı ve iki kesme şeker

“Ayşe yemeğini sehpanın üzerine koyup Cemal’in getirdiği bir avuç kesme şekerden ikisini bir yemek kaşığının içine yerleştirdi. Dikkatlice zeytinyağından damlattığı yağın iki kesme şeker tarafından emilmesini izlerken, kafasının biraz rahatladığını hisseder gibi olmuştu. Elliliğin Ayşe’nin vajinasında yarattığı tahbiratı bepanten pomat kesmediği için Ayşe o gece zorunlu bir tedaviyi daha kendince uygun görmüştü. Zeytinyağını emen iki kesme şekeri Ayşe organının içine attı. Bu uygulamayı Mersin’de üç gün ölesiye yediği dayağın ardından genelevdeki ilk çalışma gününde yardımına yetişen bir başka hayat kadını Nurten Kaşıkçı’dan öğrenmişti.”

Limonlu kahve kanamayı durdurur

Adet olan hayat kadını bir gece önce kanının durması için bir fincan dolusu kahvenin içine bulamaç haline gelinceye kadar limon sıkar, bunu yerdi. Bunu fincan fincan içilen kahveler izlerdi. Muayene günüyse, çatala çıkmadan tazyikli suyla yapılan temizliğin ardından önce muayenesini olur ardından da hiçbir şey yokmuş gibi çalışmaya devam ederdi.”

Kürtajdan dört saat sonra çalıştı

“Tedavisi bir hafta ile on gün arasında süren “bel soğukluğu”ndan kurtulmanın yolu en az bir hafta sürecek olan 750-1000 mg’lık iğne tedavisi ve yatak istirahatiydi, ama patron evine düşen hayat kadınını düşünemezdi bu alemde. Yatak istirahati mümkün değildi. Bunu Mersin genelevinde kürtaj olduktan dört saat sonra müşteri alan Ayşe de yaşamıştı.”

Sistem kötü çalışıyor, kadınlar tuzağa düşürülüyor, mafya işin içinde, devlet teşviki ve desteği var fuhuş dünyasında. Fakat tüm bunlar, adına bazen mektep (!?) denen o genelevlerin ayakta durmasına neden olmuyor. O evleri ayakta tutanlar sizce kim ya da kimler olabilir, hiç düşündünüz mü? Sorunun cevabı aynaya baktığınızda gördüğünüz neyse o. Başta erkekler! O evlere hayatı boyunca giden ya da halen gitmekte olan beyler! Sistemin çalışmasına neden sizlersiniz. Bunca hayatı söndüren, yok eden, insanlık onurunu çiğneyen, hiçbir şey yapmasanız bile sessiz kalarak olanları görmezden gelen bizler, acaba tam olarak ne yaptığımızın farkında mıyız? Düşündüğünün üstüne düşünen insan, sana sesleniyorum. Kız kardeşiniz var mı bilmem ama hepimizin bir anası var. Hani şu üzerine titrediğimiz, hasta olunca dertlendiğimiz, bayramda elini öptüğümüz, yemeklerini yediğimiz, gece-gündüz demeden bizi büyüten, hani ayaklarının altında cennet olan varlıklarımız, kutsalımız… İşte o analardan bazıları, o evlerde, denirse adına yaşam, bir yaşam sürdürüyor. Kim dedi kölelik kaldırıldı diye. Madem kaldırıldı kölelik, o zaman nasıl satılıyor bu kadınların eti?

Genelevler kapatılsın mı peki? Orada çalışan kadınlar hem manen hem de madden güvence altına alındıktan sonra; hem kapatılsın hem de kapatıldıktan sonra üzerine benzin dökerek yakılsın. Yakılsın ki bir daha açılmasın.

Hakan Özgül
27.04.2013

Yazar admin