e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Konuşan Kitaplar ve Yaşayan Kütüphane

Perşembe ve Cuma günü (23-24 Mayıs) Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Kütüphanesi’ne gittim. Hayır, bu kütüphanede erişilebilirlik sorunu yoktu. İşin ilginç tarafı, bu kütüphanede sessizlik istenmiyor, aksine kitapları okumak için konuşmak gerekiyordu. Çünkü raflardaki kitaplar insanlardı.

İlki 2000 yılında Danimarka’da gerçekleştirilen Yaşayan Kütüphane (living library / human library) sonrasında birçok ülkede çeşitli festivaller içerisinde gerçekleştirilmiş. Türkiye’de ise ilk defa 2007 yılında hayat bulmuş, Yaşayan Kütüphane’ler. Yaşayan Kütüphane’nin amaçları;

Toplumsal barışa katkıda bulunmak,

-Çeşitli özellikleriyle birbirinden farklı olan bireylerin, aynı toplumun parçası olmasına katkı sağlamak,

-İnsan hakları savunuculuğu bireyi de ilgilendirdiği için okuyucuların insan hakları üzerine düşünmesine katkı sağlamak,

-Ayrımcılığa yol açan ön yargılarla ilgili farkındalık yaratmak ve farklılıklarla bir arada yaşama kültürünü geliştirmek,

-Farklılıklarından dolayı birbirleriyle konuşma fırsatı olmayan kişiler arasında yapıcı bir diyalog ortamı oluşturmak

şeklinde tanımlanmaktadır.

Yaşayan Kütüphane’nin kitapları; etnik köken ve ırk mensupları, inançlar, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, çeşitli fiziksel, sosyal ve ruhsal farklılıklar ve farklı düşünce ve fraksiyonları kapsamaktadır. Yaşayan Kütüphane; söz konusu bireyleri (kitapları) diğer bireylerle (okuyucularla) karşılaştırarak ve bizzat meseleyi savunan ya da yaşayan kişilerle konuşma ortamını sağlayarak önceden edinilmiş ön yargıları ya da fikirleri ortadan kaldırmayı ya da tescil etmeyi sağlamaktadır. Her okuyucunun 30 dakika kadar (eğer kitap ve okuyucu da isterse bu süreye ilave olarak 15 dakika daha eklenebilmektedir) süresi bulunmakta ve okuduğu kitap hakkında merak ettiği ya da önceden edindiği bilgileri tartışma olanağına sahip olmaktadır.

Bu sene toplamda yaklaşık 500 okuyucuya ulaşan proje bizler açısından da hem keyifli hem de verimli ve yararlı oldu. Örneğin, toplum tarafından iyi bilinmediğini düşündüğüm engelli bireylerin yaşamları hakkında, okuyucularla harika sohbetler gerçekleştirdik. Bazı okuyucuların ön yargıları kırıldı, bazılarının bilgileri tashih edildi, bazılarının ise daha önce karanlık olan alanlarının aydınlatılması sağlandı.

İnsan haklarının güçlendirilmesine hizmet eden projede ciddi bir ekibin görev aldığını gördük. Her biri birbirinden çalışkan, enerji dolu, güler yüzlü, kibar ve işinin ciddiyetinde olan kütüphane görevlilerini buradan anmadan geçemeyeceğim. Proje, kendine münhasır adlandırarak tanımladığı görevlileri (ön ekip, depocu, fotoğrafçı, kütüphaneci, kitap ayracı, kitap kurdu ve koordinatör), alanda canla ve başla görev yaptılar doğrusu.

Bana gelen okuyucularla da keyifli sohbetler ettik. Farklı ve cesaretli sorularla da karşılaştım, soru sormaktan çekinen okuyucularla da. Engelli bireylerin yaşamlarına ilişkin bazen derinlemesine sohbetlerimiz oldu. Benim de öğrendiğim çok konu oldu. Bunlardan en önemlisi; toplumun engelli bireyler için ya da yararına çeşitli çalışmalar yürütmek istediği fakat bunu nasıl yapacaklarını bilmedikleriydi. Özellikle topluma önderlik eden çeşitli grupların, diğer ve benzer konularda olduğu gibi engelli bireyler hakkında da yeterince aydınlatamadığını ortaya koymamız lazım. Medyada, üniversitelerde ve farkındalık çalışmalarında daha fazla varolmamız gerekiyor. İşte tam da bu anda sivil toplum kuruluşlarına ne kadar gerek olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Tabi ki sivil toplum kuruluşlarından kastım, insan ve hak temelli çalışan yapılardır. Yoksa bu işler mavi kapak toplayarak, dergi ve kitap satarak ya da bir belediyenin ya da kamu gücünün arkasına sığınarak olamaz. Bir hususu düşünmenizi istirham edeceğim; örneğin tekerlekli sandalye ihtiyacı olan bireylerin ihtiyacını, dernekler halktan para toplayarak mı karşılamalıdır yoksa devleti, sosyal devlet sıfatı gereği göreve çağırmak mı gerekir? İnsan ve hak temeli mücadele içinde ol(a)mayan kuruluşların artık tasfiye edilme vakti gelmedi mi?

Yaşayan Kütüphane’de kitap olmak ve okuyucularla buluşmak çok heyecan verici oldu. Bize kendimizi anlatma fırsatı veren Üniversite Yönetimi’ne, canla-başla çalışan Proje Ekibi’ne ve merak ederek ya da başka duygularla bizleri dinlemeye gelen öğrencilere ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu türden çalışmalar ülkemizde özellikle insan haklarının gelişmesine büyük olanaklar sağlayacaktır diye düşünmekteyim. Zira yaptığım her görüşme umut tazeletti.

Hakan Özgül

26.05.2013

Yazar Hakan Özgül