e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Ömer Dinçer’in Libidosu

2010 yılı sonuydu. T.B.M.M. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmekte olan torba yasanın içine öyle bir madde koymuşlardı ki, engelli bireyler yeni bir ayrımcılık ve tecritle karşı karşıya kalacaktı. Neyse ki o dönemde gerek siyasilerin gerek sivil toplum kuruluşlarının gerek basının gerekse de kamuoyunun baskısına dayamamışlar ve teklifi geri çekmek zorunda kalmışlardı. Hafıza tazelemek ve bugünlere ışık tutacağından yasa teklifinin en can alıcı noktasını kısaca ve mealen tekrar edelim: “İşveren, iş gereği (?!) engelli bireylere iş vermiyorum diyebilir.”

Dönemin Milletvekillerinden olan Lokman Ayva, aynı partide çalıştığı ve teklifin sahibi olan arkadaşını parti disiplin kuruluna bir dilekçe ile şikâyet etmiş ve partiden “ayrımcılık” sebebiyle ihracını dahi istemişti. İhracı istenen ve ayrımcı teklifin sahibi ise engelli bireylerin dostu (?!) Ömer Dinçer’den başkası değildi. Çarşaf çarşaf demeç vermişti Bakan Dinçer o günlerde gazetelere; “Ben engelli dostuyum” diye. Çok değil aynı Dinçer bu sefer de karşımıza Milli Eğitim Bakanı olarak çıktı son günlerde ve “engelli bireylerden öğretmen olmaz” dedi. T.B.M.M. Dilekçe Komisyonu’na başvuran İsmail Kılınçarslan’ın talebini, Milli Eğitim Bakanlığı: “Öğretmenlik mesleği bedensel engeli bulunanlar tarafından icra edilebilecek mesleklerden değildir…” diyerek red etti. Aldığım istihbarata göre Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin (hani şu engelli bireyleri 3 yıl daha evde hapis hayatına mahkûm eden Bakan) Ömer Dinçer’i ikna edememiş. Ömer Dinçer’i ise Recep Tayyip Erdoğan’a şikayet edecekmişmiş.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın dolayısıyla Ömer Dinçer’in neden böylesine ayrımcılık içeren bir karar aldığını doğrudan bilmiyor, ancak tahminlerde bulunabiliyoruz. Bakan Dinçer neden böyle bir karar aldığını ve kararının hangi bilimsel bilgilere dayandığını kamuoyuna açıklamalıdır. Düşünün lütfen: Üniversite sınavına girerek başarı kaydetmiş, eğitim fakültesini bitirerek diplomasını almış engelli bireylerin kazanımları bir kişinin iki dudağı arasında.

Türkiye’de ki hem fiziksel hem de kültürel durumu düşününce Bakan Dinçer’in aldığı karar biraz ipuçları vermiyor değil. Örneğin tekerlekli sandalye kullanan bir bireyin öğretmen olarak atandığını düşünelim. Çok sayıda okul gezmiş ve erişilebilirlik raporları yazmış biri olarak söylemeliyim ki fiziksel engeller okullarda inanılmaz seviyede.

Düzenlemeleri yapması gereken ve yapmayan kim peki?

Elbette Bakanlık.

Buradan çıkan birkaç sonuç var:

Evvelen; söz konusu düzenlemeler yapılmayarak aslında öğretmen atanmamasının doğal bir sonucu yaratılmaya çalışılıyor. Böylelikle mazeret üretilerek zahirde beslenen ayrımcılık duyguları gizlenmek isteniyor.

Saniyen; Kırkbinden fazla okulun erişilebilir hale getirilmesi için ne kadro ne de bütçe ayrılmış durumda. On yıldır iktidarda olanların ciddi bir ayıbının ortaya çıkmasından endişe edilmiş olabilir.

Salisen; aklı evvel bir kişinin: “öğrencilerin morali bozulur, veliler istemiyor” gibi hezeyanlarının eseri olabilir.

Rabian; Ömer Dinçer İş Kanunu’nda aldığı yenilginin rövanşını yapmak isteyebilir.

Hamisen; Ömer Dinçer’in libidosu sebebiyle Arif Verimli ile görüşmesi gerekebilir. Zira geçmişinde yaşadığı bir kırılma noktası olabilir.

Anayasa’yı, Türk Ceza Kanunu’nu, Türkiye’nin tarafı olduğu tüm beynelmilel sözleşmeleri ve insan haklarını yok sayarak karşımıza çıkan Dinçer hakkındaki kanaatim çok açık aslında. Dinçer kesinlikle engelli düşmanı ve kötü bir insan. Zerre şüphe duymuyorum bu kanaatimden zira yaptıkları ortadadır.

Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim bu ülkede yaşayan engelli bireyler asla birinci sınıf vatandaş olamamıştır diye. Bir tane tekerlekli sandalye kullanan vali, emniyet müdürü, genel müdür, kaymakam, yargı mensubu gösterebilir misiniz? Gördünüz, okudunuz ya da işittiniz mi? İşte engelli bireylerin “öğretmen olamaz” savı engelli bireyleri dışlayan, ötekileştiren ve yok etmeyi hedefleyen başka bir tutumun kanıttır. Abarttığımı düşünmeyin zira tarihte sayısız örnekleri var ve üstelik çok daha radikal yöntemler geliştirilmiştir. Farklı olanlar ya da yaşamak isteyenler bu memlekette hep işkence görmemiş midir ya da tecrit edilmemiş midir ya da en iyi ihtimalle yok sayılmamış mıdır? İddia ediyorum: Dışarıya çıkın ve dinsel tercihi Sünni ya da cinsel tercihi heteroseksüel olmayan herhangi birini işe alır mısınız diye bir sorun. Alacağınız cevap kesindir çünkü biz farklılıklara saygı duymayan bir toplumuz. Hatta daha da ileri gidelim; farklı tercihleri olan insanları yok etmeyi de isteyen ya da tercihlerini bir hastalık olarak gören bir toplumuz.

Bu memlekette Dinçer ve O’nun gibi olanlara şaşmıyorum. Evet, Onlarla beraber aynı dünyada yaşamaktan utanıyorum fakat daha çok şu zihnimi kurcalıyor:

Nasıl oluyor da olanları bu kadar sıradanlaştırmayı başardık?

Nasıl oluyor da bu kadar tepkisiz bir toplum olduk?

Nasıl oluyor da özgürlüğümüzü bu kadar yitirdik?

Bu yazımı bir savcı okur ve Dinçer hakkında soruşturma açar mı bilmiyorum. Fakat şunu çok iyi biliyorum: Ömer Dinçer bir gün aramızdan ayrıldığında “şu gök kubbede hoş bir seda bırakanlardan” olamayacak. Zira vicdanlardaki yeri çoktan hazır.

Hakan Özgül

14.01.2013

Yazar Hakan Özgül