e-POSTA : bilgi@hakanozgul.com.tr

Yüzük Kardeşliği

Film malumunuzdur, yüzüğün asla bir “elf”in eline geçmesini istemeyen “cüce”ler, “insanlar”a güvenmeyen elfler, hayatı güzel tütünler içmek, kahvaltı, yemek üzerine kurmuş “hobit”ler, büyücü Gandalf Ağabey, Isildur’un varisi kolcu Aragorn ve Gondor’un prensi Boromir tüm dünyaya karşı oluşan tehdit için bir araya gelerek umulmadık bir kardeşlik hukuku başlatır. Neydi bu tehdit ve günümüze nasıl ışık tutabilir ki?

Sauron, elfleri, cüceleri ve insanları kandırarak onlara güç verdi. Her birine yüzükler verdi ve o yüzükler bu varlıkları daha güçlü hale getiriyordu. Ama sonra bu yüzükleri onlardan alacaktı. Tıpkı bir insana, vasfıyla asla gelemeyeceği bir makama getirmek vaadiyle onu kullanmak, gücüne ortak olmak, sonra bu makamı ona kısa süreliğine vermek ve en nihayetinde elinden o makamı alarak gücü kendinde bağlamak gibi.

Sauron tüm bu planları yaparken aslında ve derunda verdiği tüm yüzüklerin gücünü tek bir yüzükte birleştirebileceği güç yüzüğünü oluşturmuştu bile. Her şeye hükmeden tek bir yüzük! Böyle söyleyince tanıdık geldi mi?

Sauron kılık değiştirebiliyordu, kendini gizleyebiliyordu, sanki elflerden ya da cücelerden veyahut insanlardan biriymiş gibi davranabilme özelliği vardı. Maalesef ki bunda da çok başarılıydı. Nihayetinde her şey ortaya çıktığında artık çok geçti. Zira Sauron her şeye hükmedebiliyordu. Onu yenmenin tek yolu karşısındaki tüm unsurların ortak bir amaç doğrultusunda mücadele etmesi ve elindeki o gücü yok etmesiydi. Elbette Saruman gibi yardakçıların ihaneti bu mücadeleyi zorlaştıracaktı ama öyle ya da böyle mutlak zafer iyilikten yana olanlarla beraberdi.

Sözü çok uzatmaya lüzum yok sanırım. Yüzük kardeşliğine ihtiyaç var. Fiziken çok da güçlü olmayan ama yüreğinde cesareti olan bir hobitin etrafında olabilecek, kılıç sallayabilecek Aragorn’a, oklarıyla düşmanı tarumar eden Legolas’a, baltasını gururla taşıyabilecek cüce efendisi Gimli’ye ihtiyaç var. Aslında bu isimler belli ama Frodo Baggins’i bulamadık ve aramak gibi bir derdimiz de yok.

Türkiye tahtta kimin oturacağı kavgasını bir kenara bırakarak, birbirlerini bölme-parçalama hırsından vazgeçerek, gerçek bir arayışa girmelidir. Ülkenin, insan haklarına, hukuka saygılı, tam bağımsız, demokrat, ilkeli bir insanın etrafında bulaşmaya ihtiyacı var. Hangi dine mensup olduğu, hangi etnik kökene sahip olduğu ve nereli olduğuna bakılmaksızın illa da insan, hep insan, yaşasın insan diyebilecek birini bulmamız lazım. Aynı konuşma içinde, herkese boncuk dağıtacağım diye bir Atatürk’e, bir dine, etnik kökene laf atmadan; barış, demokrasi, insan hakları diyebilecek bir Frodo bulamazsak gölgenin karanlığı sadece Mordor’u kaplamayacak. O karanlık senin evin sokağında, işyerinin çatısında, çocuğun okul bahçesinde, pazarcının tentesinde ve aslında her yerde olacak.

Görmüyor musun havadaki griliği?

Yazar Hakan Özgül